10 Kasım : Anmak ve Anlamak

Hatırlıyorum çocukluğumun 10 Kasım sabahlarını. Ama nedense aklımda hep puslu bir hava kalmış, hafif soğuk. Okula yürüyerek giderdik ve giderken yolumuzun üstündeki bahçelerden kasımpatıları kopartırdık Atam için. Bulamazsak yolumuzu bile uzatırdık. Görürlerdi ev sahipleri ama ses etmezlerdi. Bilirlerdi o çiçeklerin kime gideceğini. O zamanın çiçekleri de organikti. Şimdi ise çiçekçilerde kuyruk var. Hala Ata’mıza çiçek götürdüğüne mi sevineyim çocukların, yoksa betonlar içinde bir çiçek bile kopartamadıkları ve kopartamayacakları geleceklerine mi üzüleyim bilemedim.

Bugün 10 Kasım. Ata’mızın sonsuzluğa uğurlanışının 85. yılı. Her ne kadar bir matem günü gibi görülse de, aslında bu bir matem günü değildir. Bu bir silkelenme, kendimizi sorgulama günüdür. Öyle kuru kuruya Ata’mızın huzuruna çıkmak değildir 10 Kasım. “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” diyerek başladığı gençliğe hitabede bizlere emanet ettiklerini ne kadar koruduğumuzu düşünme vaktidir. Huzuruna çıkmak yetmez, gözlerinin içine bakabilecek miyiz huzurla?

Mustafa Kemal Atatürk’ün dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’e bir soru üzerine verdiği yanıtını hatırlayalım: “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır… Zaman süratle ilerliyor; milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur… Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde, akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar”.  Atatürk’ün mirası, sadece Türkiye ile sınırlı değil, dünyaya yayılmış vaziyette. Onun laiklik, eğitim ve modernleşme konularındaki vizyonu, birçok ülkede ilham kaynağı oldu, hatta derslere konuldu. Duralım, soralım kendimize ve dürüstçe cevap verelim. “Gerçekten Ata’mızın manevi mirasçısı olabildik mi?”

O’nu doğru andık mı?

O’nu doğru anladık mı?

Sadece 10 Kasım sabahları anmak yetmez. Her gün anmalı, her gün hatırlamalıyız. Öyle ekstra çabaya ve zamana da gerek duymadan üstelik. Eğer işini iyi yapıyorsan, çalışkansan, ahlaklıysan, vicdanlıysan, kadına değer veriyorsan, küçüklerini koruyor, büyüklerini sayıyorsan, ülken için bilim ile, eğitim ile her şeyinle mücadele ediyorsan eğer Atatürk’ü her gün anarsın. İşte o zaman onun gösterdiği hedefe doğru attığın her adım onu anmak ve anlamak olacaktır.

Yaşamını bu ülkenin geleceğine adayan, bu uğurda kişisel yaşamından büyük fedakarlıklar yapan Ata’mızı anlayabildik mi, anlıyor muyuz kendimize sorma vaktidir 10 Kasım. Evet, bugün gözlerimiz dolacak bir kez daha ama Atatürk’ün mirasının önemini ve devam eden etkisini hatırlamak için bir fırsat bugün. Bir ulusun unutulmaz bir liderini anmanın ve onun mirasını yaşatmanın günü bugün. Haydi kalk ayağa ve silkelen. Gün ağlama vakti değil, damarlarındaki asil kanı hatırlama ve güçlenme vaktidir.

Hasan Ali Yücel’in dediği gibi; “O’nu taşıyarak yaşayacaksın. Yaşadıkça O’nu taşıyacaksın.”

Sen rahat uyu Ata’m… Biz seni hem yaşayacağız, hem de sonsuza dek kalbimizde ve aklımızda seni taşıyacağız.

Ben bir öğretmen olarak bir  kez daha söz veriyorum. Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı bir millet yapar ya da esaret ve sefalete terk eder” sözünden hareketle, bu ülkenin çocuklarını senin aydınlattığın yolda geleceğe hazırlayacak, yapacaklarımda seni yaşatacağım!

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!